İnsan, hakkı yenince bağırıyor. Sesi titriyor, yüreği yanıyor, dünyayı ayağa kaldırmak istiyor. Çünkü canı yanıyor. Çünkü haksızlık ateşi önce sahibini yakıyor. Fakat aynı insan, menfaati devreye girince bir anda susuyor. Dün adalet diye haykıran, bugün kendine ayrıcalık isteyebiliyor. İşte toplumların çürümesi tam burada başlıyor. Haksızlığa uğrayınca adalet isteyenlerin, çıkarı olunca adaleti rafa kaldırdığı yerde ne huzur kalır ne güven kalır ne de vicdan kalır.
Ben hukuk düzeninden söz etmiyorum. Kanun kitapları dolabilir, maddeler sıralanabilir, mahkemeler kurulabilir. Fakat her kanun adalet üretmez. Her mühür hak dağıtmaz. Adalet başka bir terazidir. Vicdanla tartılır, ahlakla güçlenir, hakkaniyetle ayakta durur. Hakkı korumak, mazlumun yanında durmak, emeği gasp ettirmemek, yetimin lokmasına uzanan eli durdurmak işte asıl mesele budur.
Hak için mücadele etmek bir insanın en büyük imtihanıdır. Çünkü çoğu kişi hakkı kendi lehine ister, aleyhine işleyince bozulur. Oysa gerçek karakter, adaletin sana da dokunduğu gün ortaya çıkar. Kendine rağmen doğruyu savunabiliyorsan adamsın. Yakınına rağmen hakkı teslim edebiliyorsan omurgalısın. Menfaatini kenara koyup doğruya teslim olabiliyorsan işte o zaman insansın.
Benim rehberim rahmetli babam ve canım annemdi. Onlar bana kitaplardan önce hayatı öğretti. Annem aç kal ama harama el uzatma derdi. Babam ise haksızlığın insanın içine nasıl kor düştüğünü yaşayarak anlatırdı. İftiraya uğramış, adaletsizliğin yükünü taşımış bir adam olarak hep adaleti telkin ederdi. Bugün küçük meselelerde bile büyük tepki vermemin sebebi budur.
Kuyrukta sıraya kaynayan biri bana sadece sırayı bozan biri gibi görünmez. O, toplum düzenine çomak sokandır. Trafikte yol hakkını gasp eden sadece direksiyon sallamaz, başkasının hakkını çiğner. Vatandaşa kötü muamele yapan memur, işçi ya da polis sadece kabalık yapmaz; temsil ettiği makamın itibarını zedeler. Küçük görünen yanlışlar büyüyerek memleketi çürütür. İnsanlar bazen bunu anlamıyor.
Bana gemileri yakma diyorlar. Ben limanları ateşe veriyorum ama adalet için. Çünkü bazı sessizlikler suça cesaret verir. Bazı hoşgörüler arsızlığı büyütür. Bazı suskunluklar zalime davetiye çıkarır. Bu yüzden bazen küçük bir yanlışa büyük tepki veriyorum. Evet veriyorum. Çünkü tepki verilmezse o yanlış yarın alışkanlığa dönüşüyor.
İnsan empatiyi zor öğreniyor. Hakkaniyeti zor öğreniyor. Adaleti ise çoğu zaman başına gelince öğreniyor. Oysa medeniyet dediğin şey, başına gelmeden anlayabilmektir. Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapmamaktır. Sana ağır geleni başkasına yüklememektir.
Bazen düşünüyorum; belki de insanın varlık sebebi adalettir. Çünkü adalet yoksa ekmek tatsızdır, servet anlamsızdır, makam itibarsızdır, güç geçicidir. Adalet varsa fakir de başı dik yürür, zengin de huzur içinde yaşar, devlet de millet de sağlam durur.
Bu yüzden mesele sadece mahkeme salonları değildir. Mesele market kuyruğunda başlar, trafikte devam eder, daire kapısında, iş yerinde, sokakta büyür. Adalet hayatın her yerindedir. Ve herkes önce kendinden başlamadıkça bu memlekette hiçbir şey tam düzelmez.





Yorumlar kapalı.