Ömer Çam
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Alın Teri, Türk’ün Onurudur..

Alın Teri, Türk’ün Onurudur..

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1 Mayıs geldiğinde meydanlar doluyor, sözler yükseliyor, pankartlar açılıyor. Ama asıl soru şu: Bu ülkenin yükünü omuzlayan Türk işçisi, gerçekten hak ettiği değeri görüyor mu? Yoksa bir günlüğüne hatırlanıp sonra yine kendi kaderine mi bırakılıyor?

Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” derken, bu milletin temelini sadece kimlikte değil, emekte de tanımlıyordu. Çünkü bu ülke, cephede savaşanla birlikte tarlada çalışan, fabrikada üreten, yol yapan, köprü kuran insanların omuzlarında yükseldi. Yani Türk milleti, sadece tarih yazan bir irade değil; aynı zamanda alın teriyle hayatı var eden bir emek gücüdür.

Bugün ise o emeğin karşılığı tartışmalı. Türk işçisi çalışıyor, üretiyor ama giderek daha az kazanıyor. Maaş bordrosu bir belge olmaktan çok, bir hayal kırıklığına dönüşüyor. Vergi sistemi, adalet duygusunu zedeliyor. Daha yılın ortasında bir üst vergi dilimine giren işçi, zam aldığını sanırken aslında kaybetmeye başlıyor. Bu tablo, emeği yücelten bir anlayışla bağdaşır mı?

Vergi adaletsizliği sadece ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda milli bir meseledir. Çünkü güçlü bir devlet, güçlü bir orta sınıf ve güvenceli bir işçi yapısıyla ayakta kalır. Türk işçisi zayıflarsa, üretim zayıflar; üretim zayıflarsa, bağımsızlık da yara alır. Bu yüzden işçinin hakkı, aslında doğrudan memleket meselesidir.

Çalışma koşulları hâlâ birçok alanda insan onurunu zorlayacak seviyede. Uzun mesailer, güvencesiz iş ortamları, karşılığı verilmeyen emek… İş kazaları hâlâ “kader” denilerek geçiştiriliyor. Oysa Türk işçisi kaderine razı olmak zorunda değildir. Onun kaderi, bu ülkenin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biridir.

Bir de hayatın görünmeyen yükleri var: yemek ve yol. Günlük yemek ücretleri, çoğu zaman bir öğünü bile karşılamıyor. İşçi, karnını doyurmakla geçiştirmek arasında sıkışıyor. Yol masrafları ise özellikle büyük şehirlerde ayrı bir mücadele. Sabahın erken saatlerinde yola çıkıp akşam yorgun dönen bir insanın kazancı, yolda eriyip gidiyor.

Kamu işçileri açısından bakıldığında ise ayrı bir kırgınlık söz konusu. Aynı devlete hizmet eden insanlar arasında hak farklılıkları, özellikle yeşil pasaport gibi konularda daha görünür hale geliyor. Yıllarını kamuya vermiş bir işçinin bu haktan mahrum kalması, sadece bürokratik bir mesele değil; aynı zamanda bir değer meselesidir. Türk işçisi, devletine hizmet ederken kendini ikinci planda hissetmemelidir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini kaybederler” sözü, aslında bugün de yol gösteriyor. Ama burada unutulmaması gereken bir şey var: Çalışan insanın hakkını vermeyen bir düzen de kendi gücünü kaybeder. Çünkü emek sömürülürse, üretim düşer; üretim düşerse, bağımsızlık zedelenir.

1 Mayıs, sadece bir anma ya da kutlama günü değil; Türk işçisinin değerini yeniden hatırlama günüdür. Bu ülkenin gerçek gücü ne sadece yer altı kaynaklarıdır ne de dış politikadaki hamleleri. Asıl güç, sabahın erken saatlerinde işine giden, akşam yorgun dönen ama yine de üretmeye devam eden o insanlardadır.

Türk işçisi, bu milletin omurgasıdır. O güçlüyse Türkiye güçlüdür. O hak ettiğini alıyorsa, bu ülke adildir. Ama o eziliyorsa, susturuluyorsa, yok sayılıyorsa; orada sadece bir işçi değil, bir millet eksiliyor demektir.

Bugün 1 Mayıs. Sloganların ötesine geçip şu soruyu sorma günü: Türk işçisinin emeği gerçekten değer görüyor mu?

Cevap nettir ya da olmalıdır. Çünkü bu mesele sadece bir kesimin değil, doğrudan doğruya Türk milletinin meselesidir.

Alın Teri, Türk’ün Onurudur..
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin