Tarih, milletlerin yalnızca savaş meydanlarında değil, fikir meydanlarında da kaderlerini belirlediğini göstermektedir. Büyük milletler, büyük kriz dönemlerinde dağınıklıklarını aşarak ortak hedeflerde birleşebilmiş milletlerdir. Türk milleti de tarih boyunca karşılaştığı her varoluş mücadelesinde bunu başarmıştır.
Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açan irade, Osman Gazi’nin uç beyliğinden bir cihan devleti çıkaran kararlılığı, İstanbul’u fethederek bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan kudret ve nihayet Samsun’da yeniden ayağa kalkarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran milli şuur aynı kökten beslenmiştir. Bu kökün adı Türk milletidir.
Bugün ise Türk milleti yeni bir dönüm noktasındadır.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken ülkemiz yalnızca siyasi tartışmalarla değil; ekonomik sıkıntılarla, eğitim sistemindeki sorunlarla, adalet mekanizmasına yönelik eleştirilerle, gençlerin gelecek kaygılarıyla ve küresel rekabetin acımasız şartlarıyla karşı karşıyadır.
Dünya hızla değişmektedir.
Yapay zekâdan uzay teknolojilerine, enerji savaşlarından ekonomik bloklaşmalara kadar her alanda yeni bir düzen kurulmaktadır. Bu yeni düzende güçlü olan yalnızca nüfusu fazla olan veya doğal kaynakları bulunan ülkeler olmayacaktır. Güçlü olan; bilim üreten, teknoloji geliştiren, hukuk sistemine güven duyulan ve milletinin enerjisini ortak hedeflere yönlendirebilen devletler olacaktır.
İşte tam da bu noktada Türk milliyetçiliğinin önünde tarihi bir sorumluluk durmaktadır.
Bugün Türkiye’de Türk milliyetçiliğini temsil ettiğini söyleyen çok sayıda siyasi yapı bulunmaktadır. Ancak milletin beklentisi artık isimler, logolar ve parti binaları değildir. Millet, parçalanmış güçlerin birleşmesini istemektedir. Çünkü millet şunu görmektedir:
Türk milliyetçiliğinin enerjisi büyüktür; fakat dağınıktır.
Kadroları güçlüdür; fakat parçalıdır.
Potansiyeli yüksektir; fakat ortak bir merkezden mahrumdur.
Bu durum yalnızca siyasi hareketlere değil, doğrudan doğruya Türkiye’nin geleceğine zarar vermektedir.
Oysa bugün ihtiyaç duyulan şey yeni ayrılıklar değil, yeni bir birlikteliktir.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türk milliyetçiliğini kuru sloganların değil devlet aklının temeli olarak görmüştür. Onun milliyetçilik anlayışı; anayasal düzeni esas alan, hukukun üstünlüğüne dayanan, çağdaşlaşmayı hedefleyen ve millet egemenliğini her türlü şahsi menfaatin üzerinde tutan bir anlayıştır.
Dolayısıyla bugün kurulacak her milli hareketin temel referansı da Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve anayasanın değiştirilemez hükümleri olmalıdır.
Türk milliyetçiliği yalnızca geçmişle övünen bir anlayış olamaz.
Eğer Türk milliyetçiliği gerçekten milletin geleceğini savunuyorsa; eğitim politikası üretmek zorundadır.
Eğer Türk milliyetçiliği gerçekten devletini seviyorsa; ekonomi politikası üretmek zorundadır.
Eğer Türk milliyetçiliği gerçekten milletin refahını istiyorsa; adalet sisteminin güçlendirilmesi için somut çözümler ortaya koymak zorundadır.
Bugün milyonlarca aile çocuklarının eğitiminden endişe etmektedir.
Milyonlarca genç geleceğini başka ülkelerde aramaktadır.
Üreten kesimler yüksek maliyetlerle mücadele etmektedir.
Emekliler geçim sıkıntısından yakınmaktadır.
Çiftçiler üretmekte zorlanmaktadır.
Sanayiciler küresel rekabet baskısını hissetmektedir.
Bütün bu sorunlar hamasetle çözülemez.
Bu sorunlar ancak bilgiyle, liyakatle, planlamayla ve güçlü kadrolarla çözülebilir.
İşte bu nedenle Türkiye’nin yeni bir milli merkez oluşturmaya ihtiyacı vardır.
Bu merkez, herhangi bir kişinin veya grubun siyasi kariyer projesi olmamalıdır.
Bu merkez; Türk milletinin ortak aklını temsil eden bir devlet projesi olmalıdır.
Kapısı yalnızca bir partiye değil, Cumhuriyet’e bağlı bütün vatanseverlere açık olmalıdır.
Bu yapı eğitimden ekonomiye, tarımdan sanayiye, savunmadan teknolojiye kadar her alanda bilimsel çalışmalar yürütebilmeli, ülkenin geleceğine ilişkin somut yol haritaları ortaya koyabilmelidir.
Bugün Anadolu’nun dört bir yanında sessiz ama güçlü bir bekleyiş vardır.
Kahvehanelerde, üniversitelerde, fabrikalarda, tarlalarda ve iş yerlerinde aynı soru sorulmaktadır:
“Türkiye’nin geleceği için milli bir merkez ne zaman ortaya çıkacak?”
Çünkü insanlar artık kavgadan yorulmuştur.
Millet artık birbirine rakip küçük yapılar değil, ortak hedeflere yürüyen büyük bir hareket görmek istemektedir.
Tarih bize göstermektedir ki Türk milleti zor zamanlarda mutlaka kendi içinden yeni bir çıkış yolu üretmiştir.
Anadolu işgal edildiğinde Kuvayı Milliye ortaya çıkmıştır.
Devlet çökerken milli mücadele ruhu doğmuştur.
Millet umutsuzluğa sürüklenirken Samsun’dan yükselen bir meşale bütün karanlığı dağıtmıştır.
Bugün de Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni bir kurtuluş savaşı değil; yeni bir milli kalkınma ve milli birlik hamlesidir.
Çünkü Türkiye’nin meselesi artık yalnızca sınırlarını korumak değildir.
Türkiye’nin meselesi; dünyanın en güçlü ekonomileri arasında yer almak, bilim ve teknolojide öncü olmak, gençlerine umut verebilmek ve Cumhuriyetimizi ikinci yüzyılında çok daha ileriye taşımaktır.
Bu hedeflere ulaşmanın yolu ise dağınıklıktan değil, birlikten geçmektedir.
Türk milleti bugün yeni bir milli merkez aramaktadır.
Köklerini Türk tarihinden alan, ilhamını Cumhuriyetten alan, yönünü çağdaş dünyaya çeviren, Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet hedefini rehber edinen güçlü bir milli merkez…
Çünkü milletler bazen yeni liderlerden önce yeni bir fikriyat ararlar.
Türkiye’de artık hissedilen arayış tam olarak budur.
Türk milleti yeni bir kavga değil, yeni bir hedef istemektedir.
Yeni bir ayrılık değil, yeni bir birlik istemektedir.
Yeni bir slogan değil, yeni bir vizyon istemektedir.
Görünen odur ki, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bu çağrı her geçen gün daha güçlü duyulmaktadır.
Çünkü tarih boyunca olduğu gibi bugün de Türk milletinin en büyük gücü, ortak ülküler etrafında birleşebilme kabiliyetidir.












Yorumlar kapalı.