Ömer Çam
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. LGS ve Türk Çocuklarının Omuzlarına Yüklenen Ağır Yük!

LGS ve Türk Çocuklarının Omuzlarına Yüklenen Ağır Yük!

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir milletin geleceği, çocuklarının gözlerindeki umutla ölçülür. Eğer bir ülkede çocuklar daha on üç yaşında kaygıyla, korkuyla ve başarısızlık endişesiyle büyüyorsa; o ülkenin eğitim sistemini yeniden düşünmesi gerekir.

Bugün Türkiye’de milyonlarca öğrenci için Liselere Geçiş Sistemi (LGS), yalnızca bir sınav değildir. LGS; çocukluğun yerini stresin aldığı, oyun çağındaki evlatlarımızın omuzlarına ağır sorumlulukların yüklendiği bir yarışa dönüşmüştür. Daha hayatın başında olan çocuklarımız, geleceklerini belirleyeceği söylenen birkaç saatlik bir sınavın baskısı altında aylarca, hatta yıllarca yaşamaktadır.

Her yıl sınav yaklaştığında aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Evlerde huzursuzluk artıyor, çocuklar dershane ve etüt merkezleri arasında mekik dokuyor, aileler ekonomik yükün altında eziliyor. Sınav günü geldiğinde ise milyonlarca insanın kaderi birkaç optik forma indirgeniyor.

Oysa eğitim, yarış atı yetiştirmek değildir.

Eğitimin amacı; düşünen, sorgulayan, üreten, ahlaklı, vatanına bağlı ve özgüven sahibi bireyler yetiştirmektir. Bir milletin eğitim sistemi, çocuklarını sınav makinesine dönüştürüyorsa burada ciddi bir sorun var demektir.

LGS’nin yarattığı en büyük sorunlardan biri de özel okul sektörünün bu sistem üzerinden büyüyen ekonomik düzendir. Elbette özel okulların varlığı başlı başına yanlış değildir. Ancak sınav kaygısının ticari bir fırsata dönüştürülmesi üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir meseledir.

Bugün birçok özel okulun reklamlarında açık ya da örtülü şekilde aynı mesaj verilmektedir:

“Çocuğunuz iyi bir liseye gitsin istiyorsa bize gelmelisiniz.”

LGS sonuçları, başarı sıralamaları ve derece yapan öğrenciler üzerinden yürütülen yoğun tanıtım kampanyaları, ailelerin kaygılarını daha da artırmaktadır. Eğitim bir kamu hizmeti olmaktan uzaklaşıp giderek pazarlama yarışına dönüşmektedir.

Ortaya çıkan tablo şudur:

Önce sınav korkusu oluşturuluyor.

Sonra bu korkunun çözümü olarak yüksek ücretli eğitim paketleri sunuluyor.

Ardından veliler çocuklarının geleceği için büyük ekonomik fedakârlıklara zorlanıyor.

Bu durum yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliği meselesidir.

Aslında konunun bir de anayasal boyutu bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42’nci maddesi, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını hüküm altına almaktadır. Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan sosyal hukuk devleti ilkesi ise devletin vatandaşlar arasında fırsat eşitliğini güçlendirecek politikalar üretmesini gerektirmektedir.

Bugün milyonlarca aile, çocuklarının iyi bir liseye yerleşebilmesi için özel derslere, kurslara ve yüksek ücretli eğitim programlarına ihtiyaç duyduğunu düşünmektedir. Bu algının giderek yaygınlaşması, eğitim hakkının ekonomik imkânlarla ilişkilendirilmesi tartışmasını da beraberinde getirmektedir.

Elbette her ülke öğrencilerini belirli ölçütlerle değerlendirebilir. Ancak bir sistem, toplumun geniş kesimlerinde “çocuğum başarılı olmak için mutlaka ek maddi imkânlara sahip olmalı” düşüncesini yerleştiriyorsa, burada fırsat eşitliği açısından sorgulanması gereken ciddi bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Çünkü sosyal devletin görevi, çocukları ailelerinin gelir durumuna göre ayrıştırmak değil; Türk milletinin bütün evlatlarına eşit fırsatlar sunabilmektir.

Türk milletinin evlatları arasında gelir durumuna göre eğitim uçurumu oluşmamalıdır. Bir çocuğun geleceğini belirleyen şey ailesinin cüzdanı değil, kendi yeteneği, emeği ve azmi olmalıdır.

Dünyanın gelişmiş eğitim sistemlerine baktığımızda ise çok farklı örnekler görüyoruz.

Finlandiya’da öğrenciler erken yaşlardan itibaren merkezi sınav baskısı altında bırakılmaz. Eğitim sistemi öğrencilerin bireysel gelişimine, yaratıcılığına ve eleştirel düşünme becerilerine odaklanır.

Norveç’te öğrencilerin akademik başarısı kadar ruhsal gelişimi de önemsenir. Eğitim politikalarının merkezinde çocuğun mutluluğu bulunmaktadır.

Kanada’da birçok bölgede öğrenciler yalnızca tek bir sınav sonucuna göre değerlendirilmez. Uzun vadeli performans, öğretmen gözlemleri ve okul içi çalışmalar da dikkate alınır.

Almanya’da öğrencilerin yönlendirilmesinde öğretmen değerlendirmeleri ve eğitim süreçleri önemli rol oynar. Gelecekleri yalnızca birkaç saatlik sınav sonucuna bağlı değildir.

Japonya gibi rekabetin yüksek olduğu ülkelerde bile son yıllarda öğrencilerin ruh sağlığını korumaya yönelik ciddi reformlar yapılmaktadır.

Bu ülkelerin ortak noktası şudur:

Eğitimi yalnızca sınav sonucuna indirgememeleri.

Çocuğu bir puan olarak değil, bir insan olarak görmeleri.

Türkiye’nin de kendi tarihinden ve kültüründen güç alarak daha adil, daha insani ve daha milli bir eğitim modeli oluşturması mümkündür.

Çünkü Türk milletinin yetiştirmek istediği nesil yalnızca test çözen bireylerden oluşamaz.

Bu millet; Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın ordularını, İstanbul’un surlarında Fatih Sultan Mehmet’in askerlerini, Çanakkale’de destan yazan Mehmetçiği ve Kurtuluş Savaşı’nda Kuvayı Milliye ruhunu ortaya çıkaran millettir.

Bu büyük tarih, ezberlenmiş şıklardan değil; karakter sahibi, sorumluluk sahibi ve düşünebilen nesillerden doğmuştur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, eğitimi milletin bağımsızlığının temeli olarak görüyordu. Çünkü biliyordu ki güçlü devletler, güçlü sınav sistemleriyle değil; güçlü eğitim sistemleriyle yükselir.

Bugün yapılması gereken, çocuklarımızı daha fazla yarışın içine sürüklemek değil; onların yeteneklerini keşfedebilecekleri, bilimle, sanatla, sporla ve kültürle gelişebilecekleri bir eğitim iklimi oluşturmaktır.

Türk milletinin evlatları, çocukluklarını test kitapları arasında kaybetmemelidir.

Bir ülkenin gerçek başarısı, kaç öğrencisinin tam puan aldığıyla değil; kaç çocuğunun mutlu, özgüvenli, bilgili ve vatanına faydalı birey olarak yetiştiğiyle ölçülür.

LGS tartışmaları aslında bir sınav tartışması değildir.

Bu mesele, nasıl bir Türkiye istediğimizin tartışmasıdır.

Eğer hedefimiz güçlü bir Türkiye, üretken bir toplum ve geleceğine güvenle bakan bir nesil ise; eğitim sistemimizin merkezine sınavları değil çocuklarımızı koymak zorundayız.

Türk milletinin geleceği olan çocuklarımız için verilecek mücadele, yalnızca daha iyi bir eğitim sistemi kurma mücadelesi değil; aynı zamanda Anayasa’nın öngördüğü fırsat eşitliğini ve sosyal devlet ilkesini hayata geçirme mücadelesidir.

Bugün sorgulanması gereken soru şudur:

Bir çocuğun geleceği neden birkaç saatlik bir sınava bağlı olsun?

Bir milletin evlatları neden daha on üç yaşında kaygı, stres ve rekabet sarmalının içine sürüklensin?

Ve bir eğitim sistemi neden çocukların gelişiminden çok sınav sonuçlarıyla anılsın?

Türk milleti, tarih boyunca en büyük başarılarını fırsat eşitliğinin, liyakatin ve ortak idealin hâkim olduğu dönemlerde elde etmiştir. Devletin görevi de Türk çocukları arasında ekonomik şartlardan kaynaklanan duvarlar örmek değil, o duvarları ortadan kaldırmaktır.

Çünkü eğitim bir ticaret alanı değil, bir milletin geleceğini şekillendiren en temel devlet görevidir.

Hiçbir çocuk ailesinin maddi gücü nedeniyle kendisini geride hissetmemelidir. Hiçbir anne ve baba, evladının geleceği için ekonomik çaresizlik yaşamamalıdır. Hiçbir öğrenci, birkaç saatlik bir sınavın sonucuyla kendi değerini ölçmek zorunda bırakılmamalıdır.

Cumhuriyet’in eğitim anlayışı; ayrıcalıklı sınıflar oluşturmak değil, milletin bütün evlatlarına eşit fırsatlar sunmaktır.

Bu nedenle mesele yalnızca LGS değildir.

Mesele, Türk milletinin geleceğini nasıl inşa edeceğimizdir.

Çünkü Türk çocukları özel okul kataloglarının müşterisi değil, Cumhuriyet’in emanetidir. Emanete sahip çıkmak, yalnızca anne babaların değil; devletin, milletin ve vicdan sahibi herkesin görevidir.

LGS ve Türk Çocuklarının Omuzlarına Yüklenen Ağır Yük!
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin