Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili bir kitap yazacak olsam adını büyük ihtimalle “Mirasyediler Apartmanı” koyardım.
Neden mi?
Çünkü bana göre CHP’nin hikâyesi, babasından altı daireli muhteşem bir apartman kalan, fakat o mirasın kıymetini bilmeyen mirasyedilerin hikâyesine benziyor.
Düşünün…
Her dairesi geniş salonlu, sağlam temelli, mimarisi kusursuz bir bina bırakılmış size. O binayı inşa eden kişi ise sıradan biri değil; Mustafa Kemal Atatürk.
Peki mirasyediler ne yapıyor?
Önce evin içindeki hatıraları söküyorlar.
Sonra duvardaki tabloları kaldırıyorlar.
Ardından binanın mimarisini değiştirmeye kalkıyorlar.
Yetmiyor, apartmanın neden yapıldığını bile unutuyorlar.
Bugün CHP’ye baktığımda gördüğüm manzara tam olarak budur.
Birileri bana sürekli soruyor:
“Niye CHP’yi eleştiriyorsun? Ekonomi kötü, hayat pahalı, iktidarı görmüyor musun?”
Görüyorum elbette.
Fakat bir iktidarı eleştirmek başka şeydir, Atatürk’ün emanet ettiği bir partinin geçirdiği dönüşümü sorgulamak başka şey.
CHP’nin bugün temsil ettiği çizgi ile Atatürk’ün çizgisi arasındaki farkı konuşmak neden suç olsun?
Atatürk ne zaman etnik siyaseti merkeze koydu?
Atatürk ne zaman Türk Milleti tanımının yanına başka siyasi kimlikler ekleyerek toplumu ayrıştırdı?
Atatürk ne zaman “gençlerin sorunu var ama şu grubun gençlerinin daha çok sorunu var” diyerek vatandaşları kategorilere ayırdı?
Atatürk ne zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kimliğini geri plana itti?
Atatürk ne zaman Batıcılığı, Batı taklitçiliği olarak anladı?
Ne zaman kendi medeniyet değerlerini küçümseyen bir anlayışın temsilcisi oldu?
Bu soruların cevabı açıktır.
Hiçbir zaman.
Bugün CHP içerisinde hâlâ samimiyetle Atatürk’ün fikirlerine bağlı insanlar bulunduğunu biliyorum.
Onların varlığına da saygı duyuyorum.
Fakat aynı zamanda görüyorum ki parti içerisindeki bu insanlar sürekli başka gündemlerin arasında sıkışıp kalıyor.
Bir tarafta koltuk mücadeleleri…
Bir tarafta liderlik hesapları…
Bir tarafta ideolojik savrulmalar…
Diğer tarafta ise CHP’nin yeniden kuruluş ayarlarına dönmesini isteyen insanlar…
Sonuçta ortaya çıkan tablo, mirasın sahibi gibi davranan fakat mirasın değerini kavrayamayan bir yönetim anlayışı oluyor.
Ben kendimi Atatürk’ün siyasi mirasının doğal sahibi olarak gören milyonlarca vatandaştan biriyim.
Atatürk yalnızca CHP’nin değil, Türk milletinin ortak değeridir.
Bu nedenle onun mirasının nasıl kullanıldığını sorgulamak da bir vatandaşlık hakkıdır.
Hatta bazen bir görevdir.
Birileri rahatsız olabilir.
Birileri eleştirebilir.
Birileri tıpkı sosyal medyada gördüğümüz o meşhur videodaki gibi “ararım 155’i” diyebilir.
Fakat fikirler şikâyet edilerek değil, fikirlerle tartışılır.
Benim itirazım bir partiye değil;
Atatürk’ten devralınan mirasın, Atatürk’ün fikirlerinden uzaklaştırılmasına yöneliktir.
Çünkü miras sadece binaya sahip olmak değildir.
Miras, o binayı hangi amaçla yapıldığını da hatırlamaktır.
Ve bana göre bugün asıl tartışılması gereken mesele budur.










Yorumlar kapalı.