Türk milletine bazen doğrudan saldırmazlar. Çünkü bilirler ki bu millet cephede yenilmez. Bu yüzden tarihine, kimliğine, devlet anlayışına ve milli birliğine saldırırlar. Son günlerde “Osmanlı millet sistemi” üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni bir kimlik biçmeye çalışan söylemler de tam olarak böyle bir zihniyetin ürünüdür. Özellikle Tom Barrack gibi isimlerin Türkiye’ye dönük “millet sistemi” önerileri; iyi niyetli bir tarih yorumu değil, Türk milletini yeniden etnik ve mezhepsel parçalara ayırma arzusunun modern ambalajıdır.
Çünkü Türk milleti ümmet enkazından bir ulus çıkararak tarih yazmıştır.
Bu millet, kendi istiklal marşını yazmış bir millettir. Başka devletlerin himayesinde kurulmuş yapay topluluklardan biri değildir. Mehmet Akif’in kaleminden dökülen o dizeler sadece bir şiir değil; Türk milletinin bağımsızlık yeminiydi. “Korkma!” diye başlayan bir marşın sahibi olan millet, esaret tekliflerini daha başında reddetmiştir.
Ve o mücadeleyi yöneten lider Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.
Atatürk, Osmanlı’nın son döneminde millet sisteminin nasıl parçalanmaya dönüştüğünü en iyi gören isimdi. Çünkü Osmanlı’yı çökerten şey yalnızca dış saldırılar değildi; içeride ortak kimliğin parçalanmasıydı. Balkanlar’da, Ortadoğu’da ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde “millet sistemi” üzerinden büyütülen ayrışmalar, sonunda emperyalizmin müdahale kapısını açmıştı. Atatürk bu yüzden yeni devleti etnik temelde değil, “Türk milleti” ortak paydasında kurdu.
Ne diyordu?
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”
Bu sözün içinde ayrıştırma değil birleştirme vardır. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi; mezhepleri, kökenleri ve cemaatleri ayrı siyasi kimlikler haline getirmek değil, ortak vatanda ortak kader oluşturmaktır.
Bugün yeniden “millet sistemi” söylemini gündeme taşıyanlar aslında Türkiye’ye şunu teklif ediyor:
Türk kimliğini geri plana itin.
Ortak ulus anlayışını zayıflatın.
Toplumu etnik ve mezhepsel başlıklara ayırın.
Sonra da bunu “çoğulculuk” diye pazarlayın.
Oysa biz bu filmi gördük.
Osmanlı’nın son yüzyılında “azınlık hakları” diyerek başlayan süreçlerin nasıl emperyal müdahaleye dönüştüğünü tarih yazıyor. İngiliz’in, Fransız’ın, Amerikan aklının bu coğrafyada en sevdiği şey güçlü millet yapılarının parçalanmasıdır. Çünkü parçalanmış toplum yönetilir, birleşmiş millet ise bağımsız yaşar.
Türk milleti ise tarih boyunca bağımsız yaşamıştır.
Malazgirt’te Türk’tü. Çanakkale’de Türk’tü.
Sakarya’da Türk’tü.
Dumlupınar’da Türk’tü.
Ve bugün de Türk’tür.
Kimse bu millete yeniden kimlik tarif etmeye kalkmasın. Hele ki okyanus ötesinden gelen akıllarla Türk milletine “nasıl yaşaması gerektiği” öğretilmeye çalışılmasın. Çünkü bu millet, manda ve himayeyi reddederek Cumhuriyet kurmuş bir millettir.
Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm!” sözü yalnızca işgale karşı söylenmedi. Aynı zamanda milli kimliği parçalamaya çalışan bütün anlayışlara karşı verilmiş bir cevaptı.
Türkiye Cumhuriyeti bir aşiretler federasyonu değildir.
Bir mezhepler koalisyonu değildir.
Bir etnik pazarlık masası hiç değildir.
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin devletidir.
Türk milleti, bin yıllık vatanında kendisine yeniden kimlik biçilmeye çalışılmasına dün olduğu gibi bugün de boyun eğmeyecektir.

Yorumlar kapalı.