Koltuk Sevdası ve Bir Siyasi Enkaz: Tarih Seni Affetmeyecek Kemal
Siyaset sahnesi, hırsların, vaatlerin ve en nihayetinde sandıktan çıkan gerçeklerin çarpıştığı acımasız bir arenadır. Türk siyasi tarihinin son çeyrek asrına damga vuran iki isim sayın desek, herhalde listenin başına Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu yazarsınız. Ancak bu isimler başarılarıyla değil, ana muhalefet partisi CHP’nin üzerine kabus gibi çöken, tabanı bezdiren ve seçmende umut adına ne varsa söküp alan krizlerin mimarları olarak tarihe geçtiler.
Eğer bu partinin başına gelmiş en büyük felaket, çarşaf çarşaf kaset komplolarıyla, antidemokratik delege oyunlarıyla koltuğu bir tırnak gibi partiye geçiren Deniz Baykal ise; ondan hemen bir küçük felaket de “demokrasi havarisi” maskesiyle gelip koltuğa yapışan Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
”Gandi” Dediler, “Gundi” Çıktı
Gelişini hatırlarsınız… Sakin güç, dürüst bürokrat, “Gandi Kemal” imajıyla meydanlara sürüldü. Toplumda dürüstlüğe, sakinliğe ve hesap soran bir lidere aç olan milyonlar, bu yapay imaja inanmak istedi. “Yolsuzluk dosyaları açıklıyor” diyerek parlatılan bu figürün, aslında partisinin içindeki statükoyu korumaktan ve kendi koltuğunu sağlama almaktan başka bir vizyonu olmadığını anlamak çok uzun sürmedi.
Gandi, halkı için canını ortaya koyan, barışçıl ama tavizsiz bir direnişin sembolüydü. Bizimki ise her yenilgiden sonra “Buradayım, mücadeleye devam ediyorum” diyerek kendi tabanına karşı direnen bir figüre dönüştü. Gandi diye parlatılan lider, basiretsiz siyaseti, öngörüsüz hamleleri ve koltuk hırsıyla Anadolu tabiriyle tam bir siyasi “gundi” gibi davrandı; saf, taşralı bir inatla koca bir ana muhalefet partisini kendi hırslarına kurban etti.
Kurultay Savaşları ve Yargı Kıskacı
Yargıtay, Danıştay, Kurultay… Formül aslında çok basitti. Devletin yargı mekanizmaları siyasi birer satranç tahtasına dönerken, CHP içi de adeta bir “Kurultay-yip” tiyatrosuna sahne oldu. Ülke elden gidiyor, adalet mekanizmaları sarsılıyor, ekonomik kriz halkın belini büküyorken; genel merkez koridorlarında tek bir dert vardı: Delege listelerini kim hazırlayacak? Kurultayda koltuk nasıl korunacak?
Kılıçdaroğlu, partiyi demokratikleştirmek yerine kendi “Kemaltay”ını kurdu. Kendisine muhalif olan her sesi bastırdı, tasfiye etti ve etrafına topladığı bir avuç biatçı danışman ordusuyla fildişi kulesinden siyaset yaptı. Sonuç? Girilen her kritik virajda, kazanılması en garanti görülen seçimlerde bile ağır yenilgiler.
Tarihin Hükmü Ağır Olur
Bugün dönüp geriye bakıldığında, milyonlarca insanın umudunu kirleten, gençlerin yarınlarını bir beş yıl daha erteleyen baş aktör Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Kendi adaylığını dayatmak uğruna altılı masaları deviren, toplumsal muhalefetin sesini duymayan ve yenilgiyi bir kez olsun erdemli bir şekilde üstlenip istifa edemeyen bir liderin siyasi mirası sıfırdır.
Deniz Baykal bu partiye büyük bir darbe vurmuştu, evet. Ama Kılıçdaroğlu, o darbeden kalan son umut kırıntılarını da süpürüp attı.
Tarih, meydanlarda atılan sahte adalet çığlıklarını değil, kapalı kapılar ardında yapılan koltuk pazarlıklarını yazacak. Tarih, ülkenin kader anında kendi hırsını memleketin önüne koyanları asla affetmeyecek.
Hoşça kal Gandi Kemal, merhaba siyasi tarihin tozlu ve utanç dolu sayfaları…

Yorumlar kapalı.