Türk siyasetinde bazen mücadele sandıkta değil, koridorlarda sınanır. Ve bazı dönemler vardır ki bir partinin kaderi yalnızca delegelerin oylarıyla değil; mahkeme salonlarının gölgesinde, ekran manşetlerinde ve kulis fısıltılarında şekillenmeye çalışılır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yaşanan tartışmalar tam da böyle bir dönemin fotoğrafıdır. “Mutlak butlan” gibi ağır hukuki kavramların bir siyasi partinin kongresi üzerinden tartışılmaya başlanması bile başlı başına tarihsel bir kırılmadır. Daha düne kadar seçimle gelen iradenin kutsallığından bahsedenlerin, bugün delegelerin ortaya koyduğu iradeyi yargı sopasıyla tartışmaya açması toplum vicdanında büyük bir soru işareti oluşturmuştur. Çünkü insanlar artık şunu sormaktadır: Eğer milyonların umudu olmuş bir partinin kongresi bile sürekli müdahale tehdidi altındaysa, siyasetin anlamı nedir?
Daha da önemlisi, bu mesele artık yalnızca bir “algı” tartışmasının ötesine geçmiş durumdadır. Çünkü kamuoyunun günlerdir konuştuğu polis müdahalesi fiilen yaşanmış, CHP genel merkezine güvenlik güçlerinin müdahalesi Türk siyasi tarihine ağır bir görüntü olarak düşmüştür. Ana muhalefet partisinin kapılarında polis bariyerlerinin kurulması, yöneticilerin güvenlik çemberleri içinde binadan çıkarılması ve parti merkezinin devlet gücüyle karşı karşıya gelmesi; milyonlarca insanın zihninde çok derin bir kırılma yaratmıştır. Çünkü siyasi partiler yalnızca bina değildir. Hele ki Cumhuriyet’in kurucu hafızasını taşıyan bir yapı söz konusuysa, orası milyonların tarihsel aidiyetidir. Bu yüzden yaşananlar yalnızca hukuki değil; aynı zamanda psikolojik ve siyasal bir travmaya dönüşmüştür.
İşte tam da bu noktada Özgür Özel artık sıradan bir genel başkan figürü olmaktan çıkmıştır. Günlerdir hakkında yürütülen tartışmalar, yargısal baskı iddiaları, siyasi operasyon söylemleri ve son olarak polis müdahalesiyle birlikte Özgür Özel toplumun bir kesimi tarafından “direnen lider” kimliğiyle görülmeye başlanmıştır. Müdahale sırasında geri çekilmeyen tavrı, “CHP bundan sonra sokaktadır, meydandadır” çıkışı ve parti binasını terk ederken verdiği görüntü özellikle genç seçmen üzerinde ciddi bir psikolojik etki yaratmıştır. Çünkü Türk siyasetinde mağdur edilen liderlerin toplumsal karşılığının büyüdüğü defalarca görülmüştür. İnsanlar bazen yalnızca lider seçmez; baskıya karşı duran semboller yaratır.
Bugün meydanlarda Özgür Özel’e destek veren insanların önemli kısmı aslında yalnızca bir kişiyi savunmuyor. Onlar, “sandıkla gelenin başka yollarla gönderilmesine” karşı refleks gösteriyor. Çünkü demokrasi sadece seçim yapmak değil; seçim sonucuna saygı duymaktır. Eğer siyasi mücadele sandık yerine yargısal hamleler, bürokratik müdahaleler ve güvenlik görüntüleri üzerinden yürümeye başlarsa, toplumun siyaset kurumuna olan güveni de derinden sarsılır.
Bu süreçte yalnızca CHP içinden değil, farklı siyasi geleneklerden gelen destek ziyaretleri de dikkat çekmiştir. Ümit Özdağ’ın gece saatlerinde CHP Genel Merkezi’ne giderek Özgür Özel’e destek vermesi, Türk siyasetinde alışılmış kalıpların dışında güçlü bir görüntü oluşturmuştur. Özdağ’ın “Mücadelenizde yanınızdayız” sözleri ve “Türkiye Kuzey Kore, Rusya olmayacak” çıkışı, olayın artık yalnızca CHP’nin iç meselesi olarak görülmediğini ortaya koymuştur. Benzer şekilde Müsavat Dervişoğlu’nun CHP’ye gerçekleştirdiği dayanışma ziyareti de siyasette önemli bir kırılma anı olarak değerlendirilmiştir. Bu ziyaretler, Türk milliyetçiliği çizgisinden gelen siyasetçilerin meseleye yalnızca parti rekabeti açısından değil, demokratik temsil ve milli irade açısından baktığını göstermiştir.
Ve belki de bu süreçte en dikkat çekici kırılma tam burada yaşanmıştır. Çünkü yıllardır CHP ile mesafeli duran geniş Türk milliyetçisi kesimler, ilk kez böylesine açık biçimde CHP yönetiminin yanında konumlanmıştır. Meydanlarda bozkurt işareti yapan gençlerle CHP bayraklarını taşıyan kitlelerin aynı fotoğraf karesine girmesi, Türk siyasetinde ezber bozan bir görüntü oluşturmuştur. Özellikle Zafer Partisi ve İYİ Parti tabanından gelen destek mesajları, “mesele artık parti değil, demokratik zemin meselesidir” düşüncesini büyütmüştür. Bu durum aynı zamanda Özgür Özel açısından da yeni bir siyasi alan açmıştır. Çünkü DEM Parti ile kurulan zorunlu denge siyasetinin aksine, Türk milliyetçileriyle kurulan yeni temas hattı daha geniş toplumsal meşruiyet üretme potansiyeli taşımaktadır.
Buna karşılık dikkat çeken başlıklardan biri de DEM Parti’nin pozisyonu olmuştur. Her ne kadar DEM Parti yönetimi kararı eleştiren açıklamalar yapmış olsa da, kamuoyunda Ümit Özdağ ve Müsavat Dervişoğlu’nun verdiği yüksek profilli desteğe benzer güçlü bir siyasi sahiplenme görüntüsü oluşmamıştır. Bu durum bazı CHP seçmenleri tarafından “Özgür Özel ile kurulan ilişkinin stratejik sınırları var” şeklinde yorumlanmıştır. Çünkü son dönemde CHP içinde daha bağımsız ve merkezileşen bir siyasal çizgi oluşturmaya çalışan Özgür Özel’in, DEM Parti açısından tamamen yönlendirilebilir bir aktör olmadığı düşünülmektedir. Bu yüzden kriz anında ortaya çıkan mesafeli görüntü, siyasette “örtülü tercih” tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Kimi yorumcular, DEM Parti’nin daha kontrollü ve eski dengelere yakın bir CHP yapısını daha öngörülebilir bulabileceğini savunmaktadır. Siyasette bazen açık destek kadar sessizlikler de anlam taşır.
Bu süreçte CHP’nin ağır toplarının verdiği mesajlar ise ayrı bir dikkat çekmiştir. Veli Ağbaba özellikle örgüt tabanını diri tutan sert açıklamalarıyla “teslim olmayacağız” duygusunu büyütmüştür. Ali Mahir Başarır ekranlarda ve Meclis kürsüsünde gösterdiği yüksek siyasi refleksle tabanın moral hattını ayakta tutan isimlerden biri hâline gelmiştir. Ancak asıl dikkat çeken gelişmelerden biri de CHP’nin önceki kuşak isimlerinin Özgür Özel etrafında saf tutması olmuştur. Hikmet Çetin yaptığı açıklamada “Bu hukuk ve mantık dışı kararla delegenin, milletin iradesine bir kez daha darbe vurulmuştur. Genel Başkanımız Özgür Özel’in yanındayız” diyerek çok net bir pozisyon almıştır. Yine Murat Karayalçın da “Partimizin iradesi yargı kararları ile değiştirilemez” sözleriyle Özgür Özel’e açık destek vermiş, çözümün yeniden kurultaya gitmek olduğunu ifade etmiştir. Bu tablo aslında CHP içinde yalnızca genç kadroların değil, partinin tarihsel hafızasını taşıyan isimlerin de Özgür Özel etrafında toplandığını göstermektedir.
Ancak tüm bunları konuşurken geçmişin hatalarını görmezden gelmek de samimiyetsizlik olur. Kemal Kılıçdaroğlu uzun yıllar boyunca CHP’nin başında önemli mücadeleler verdi. Özellikle kutuplaşmış bir dönemde partiyi belli bir çizgide tutmaya çalıştı. Fakat gerçek şu ki Kılıçdaroğlu dönemi, seçmenin önemli kısmında sürekli “kazanamayan liderlik” algısı oluşturdu. Defalarca girilen seçimlerden sonuç alınamaması, aday belirleme krizleri, parti içindeki küskünlükler ve topluma güçlü bir iktidar alternatifi sunulamaması CHP tabanında ciddi kırılmalar yarattı. Daha da önemlisi, CHP seçmeni yıllarca fazla kontrollü, fazla temkinli ve fazla edilgen bir siyaset gördüğünü düşündü. Sokakta yükselen öfke ile parti yönetiminin dili arasında mesafe oluştu. İşte Özgür Özel’in yükselişi biraz da bu yüzden gerçekleşti. Çünkü taban artık daha mücadeleci, daha sert refleks veren ve daha sahici bir siyasal enerji görmek istiyordu.
Bugün gelinen noktada mesele yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir. Türk demokrasisinin nasıl işleyeceğiyle ilgilidir. Çünkü bir ülkede ana muhalefet partisinin kongresi yargı kararlarıyla tartışmalı hâle geliyor, genel merkezi polis müdahalesiyle gündeme geliyor ve seçilmiş yönetim sürekli meşruiyet baskısıyla karşı karşıya bırakılıyorsa; toplum doğal olarak siyasi rekabetin sınırlarını sorgulamaya başlar. Ve tarih bize şunu göstermiştir: Baskıyla küçültülmek istenen liderler bazen tam tersine büyür. Çünkü Türk milleti mağdur edilenle empati kuran güçlü bir siyasi hafızaya sahiptir. Bugün Özgür Özel’e yönelen her sert müdahale iddiası da onu yalnızca CHP genel başkanı değil, demokrasi tartışmalarının merkezindeki bir figür hâline getirmektedir. Belki de bu yüzden artık insanlar sadece bir kongreyi değil, Türk milletinin iradesinin gerçekten ne kadar korunabildiğini tartışmaktadır.

Yorumlar kapalı.