Yaz Dostum yalnızca bir şarkı değildir. Bazen bir milletin vicdanı olur bir şarkı… Bir dönemin ahlakını, insan ilişkilerini, dostluğu, sevgiyi birkaç mısraya sığdırır. İşte “güzel sevmek” de o şarkının içinde geçen, insan ruhuna bırakılmış en zarif tanımlardan biridir. İki kelime… Fakat içine bir ömür, bir insanlık terbiyesi, bir gönül medeniyeti sığar.
Bugün insanlar sevgiyi çok konuşuyor ama az taşıyor. Herkes sevdiğini söylüyor, fakat çoğu zaman sahip olmak istiyor. Oysa güzel sevmek, sahip olmak değil; emanet bilmektir. Karşındaki insanın ruhuna yük olmadan yanında durabilmektir. Bir insanın kalbinde iz bırakırken yara bırakmamaktır.
Güzel sevmek; incitmeden sevmektir…
Bir insanın en kırılgan yerlerini bilip, oraları hedef almamaktır. Kızınca geçmişini yüzüne vurmamak, öfkeyi silaha çevirmemektir. Çünkü herkesin içinde sakladığı savaşlar vardır. Güzel seven insan, o savaşları büyüten değil; dindiren olur.
Güzel sevmek; anlamaktır…
Bazen hiçbir şey soramadan anlamak… Sessizlikteki yorgunluğu görmek… Gülüşün arkasındaki kırgınlığı hissedebilmek… İnsan ruhu kelimelerden daha fazla şey anlatır. Güzel sevenler, cümlelere değil kalbe kulak verir.
Ve belki de en zoru şudur…
Karşılık beklemeden sevebilmek.
Modern çağın en büyük hastalığı, sevgiyi ticarete çevirmesidir. “Ben bunu yaptım, sen ne verdin?” hesabı… Oysa gerçek sevgi muhasebe tutmaz. Sevginin terazisi olmaz. Güzel seven insan, sevgisini bir yatırım aracı gibi görmez. Çünkü bilir ki bazı insanlar hayatımıza ödül almak için değil, insan kalabilmeyi hatırlatmak için girer.
Güzel sevmek biraz da sabırdır…
Bir insanın eksiklerini yüzüne çarpmadan yanında yürüyebilmektir. Kusurları büyütmeden, bahaneler üretmeden, her tartışmayı ayrılık sebebine çevirmeden kalabilmektir. Çünkü herkes sevilmek ister ama az insan anlaşılmak ister. Halbuki insanı iyileştiren şey çoğu zaman büyük cümleler değil, “seni anlıyorum” hissidir.
Bugün ilişkiler neden bu kadar çabuk tükeniyor biliyor musunuz?
Çünkü insanlar sevmeyi değil, tüketmeyi öğreniyor. İnsanlar artık birbirinin ruhuna dokunmuyor; birbirini kullanıyor. Birbirine tahammül etmeyen, en küçük fırtınada limanı terk eden kalabalıklar oluştu. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor.
Oysa güzel sevmek, biraz eski zaman insanı olmaktır…
Vefayı bilmek… Hatırı unutmamak… Kırıldığı halde kırmamayı seçmek… Gitmek kolayken kalabilmek…
Belki de bu yüzden Barış Manço’nun o iki kelimesi hâlâ bu kadar güçlüdür. Çünkü insan değişse de kalbin ihtiyacı değişmiyor. İnsan hâlâ güzel sevilmek istiyor. Yargılanmadan… Eksikleriyle… Yorulduğunda başını koyabileceği bir huzur gibi…
Ve insan şunu anlıyor zamanla:
Hayatta herkes bir şekilde sever… Ama çok az insan güzel sever.







Yorumlar kapalı.