Pencereleri ardına kadar açık, rüzgârın serinlettiği o büyük, gürültülü fabrikaların çarkları dönerken yazarız biz hayatı. Sabahın kör karanlığında yollara düşenlerin, alnının teriyle ekmeğini taştan çıkaranların, bu memleketi sırtında taşıyan nasırlı ellerin arasından süzülür bizim kelimelerimiz. Mürekkebimiz bazen haksızlığa karşı öfkedir, bazen sızım sızım sızlayan bir yürek.
Bugün kalemi elime aldığımda, satırlarıma düşen sadece mürekkep değil; bu toprakların en asil, en temiz çocuklarının sönmeyen ışığıdır.
Şenay Aybüke Yalçın.
Daha 22 yaşındaydı. Hayatının baharı bile denmeyecek bir yaşta. Hani o her sabah aynaya bakıp umutla saçını tarayan, ceplerinde dünyayı değiştirecek melodiler taşıyan, geleceğe inanan gencecik kızlarımızdan biri. Karabük Üniversitesi’nden mezun olduğunda, elinde diploması, içinde sarsılmaz bir vatan sevdası vardı.
”Buralar tekinsiz, gitme” dediler belki de. “Doğu’da, Batman’ın Kozluk’unda ne işin var, kal buralarda” diye fısıldadı o korkak konforizm.
Ama o, Türk idealizminin o eğilmez iradesiyle dikti gözlerini haritaya. “Bayrağın dalgalandığı her yer vatandır” dedi. Gitti.
Çünkü Türk öğretmeni, cehaletin karanlığına karşı açılmış en kutsal, en amansız savaştır. Aybüke de o savaşın en ön safındaki neferdi. Sınıfa girdiğinde sadece müzik notalarını değil; cumhuriyeti, medeniyeti, aydınlığı ve emeğe duyulan o büyük saygıyı götürdü o çocuklara. Mağara karanlığından beslenenlerin, dağdaki eli kanlı canilerin en korktuğu şeyi yaptı: Çocukların gözlerinin içine bakarak umutla şarkı söyledi.
“Mağusa limanı limandır liman, beni öldürende yoktur din iman…”
Kendi sesinden geriye kalan bu acı türkü, aslında bu toprakların yüzyıllık kaderinin, bitmeyen mücadelesinin özeti gibiydi. Hakikaten de onu ve onun gibi nice vatan evladını arkadan vuran kalleşlerde ne din vardı, ne iman, ne de insaf!
O kurşun, sadece gencecik bir kadının bedenine sıkılmadı. O kurşun; bu milletin birliğine, üretken geleceğine, Anadolu’nun çocuklarının aydınlık yarınlarına sıkıldı. Fonlananların, “barış” çığlıkları atan o ikiyüzlü çevrelerin maskelerini düşürdü o kurşun. 22 yaşındaki bir Türk kızı, vatan toprağını canıyla sulayarak gerçek yurtseverliğin, adanmışlığın ne olduğunu tüm dünyaya tek başına gösterdi.
Unutursak, Kalbimiz Kurusun!
Biz bu memlekette kimleri unutmadık ki? Kimler geldi, kimler geçti şu fani dünyadan… Ama Aybüke’yi unutmak, Türk milletinin kendi namusunu, kendi emeğini unutması demektir.
- O, Batman’ın Kozluk ilçesinde bir okul koridorunda yankılanan son nefestir.
- O, tabutunun üzerine örtülen ay-yıldızlı bayrağın asaletidir.
- O, bu milletin bağrına saplanan sap sapsarı bir acı, ama aynı zamanda sarsılmaz bir gururdur.
Şimdi birileri çıkıp yine süslü laflarla, “terörün her türlüsünü lanetliyoruz” diye yuvarlak cümleler kuracak. Geçiniz efendim, geçiniz! Terörün adı PKK’dır, haindir, kalleştir. Ve o kalleşlerin karşısında dimdik duran, can veren Aybükeler ise bu milletin özü, ta kendisidir!
Mekanın cennet, ruhun şad olsun güzel kızım. Sen o tabuta sığmadın, sen bu milletin kalbine gömüldün. Senden sonra binlerce Aybüke yetişiyor bu topraklarda; elinde kalemle, dilinde şarkıyla, göğsünde o sarsılmaz Türk milliyetçiliğiyle…
Sen rahat uyu. Arkanda bıraktığın o şerefli bayrak, bu ülkenin namuslu, emekçi insanları son nefesini verene kadar asla yere düşmeyecek.












Yorumlar kapalı.