19 Mayıs 1919… Bazıları için yalnızca bir tarih. Oysa hakikatte o gün, yüzyıllardır esareti kabul etmeyen bir milletin yeniden şahlanışıdır. Çünkü o sabah Mustafa Kemal Atatürk yalnızca Samsun’a çıkmadı; Türk milletinin damarlarında hâlâ diri duran bağımsızlık ruhunu yeniden ayağa kaldırdı.
İngilizler o gün Anadolu’ya sıradan bir paşanın çıktığını sanıyordu. Fakat kısa süre içerisinde kendi istihbarat raporlarında bile onun ne kadar büyük bir tehlike olduğunu yazmaya başladılar. İşgal kuvvetlerinin raporlarında Mustafa Kemal’in Anadolu’da “milli direnişi örgütleyen en etkili lider” olduğu açıkça belirtiliyordu. Çünkü onlar bir şeyi çok iyi anlamıştı: Bu adam teslim olmayacaktı.
Özellikle İngiliz Yüksek Komiserliği’nin İstanbul’dan Londra’ya gönderdiği raporlarda, Mustafa Kemal’in Anadolu’daki etkisinin hızla büyüdüğü ve halk üzerinde olağanüstü bir güven oluşturduğu yazıyordu. Daha Samsun günlerinde bile İngiliz subayları onun sıradan bir asker olmadığını fark etmişti. Çünkü Anadolu’da yanan ateşin merkezinde bir irade vardı.
Ve o iradenin adı Mustafa Kemal’di.
Fransız raporlarında ise Anadolu’daki milli hareket için “beklenenden çok daha organize” ifadeleri geçiyordu. İşgal devletleri şaşkındı. Çünkü parçalanmış, yorgun ve teslim alınmış olduğunu düşündükleri bir millet; küllerinin altından yeniden doğruluyordu. Onlar Anadolu’yu haritalarla bölmeye çalışırken, Atatürk milletin ruhunu yeniden birleştiriyordu.
İşte bu yüzden 19 Mayıs yalnızca bir çıkış değildir. Bir meydan okumadır.
Atatürk’ün büyüklüğü yalnızca askeri dehasında değildi. O, Türk milletinin hafızasını okuyabiliyordu. Orta Asya’dan Malazgirt’e, Çanakkale’den Sakarya’ya uzanan o büyük yürüyüşün ruhunu taşıyordu. Çünkü Türk milleti tarih boyunca boyunduruk kabul etmeyen bir milletti. Ve Mustafa Kemal, o karakterin ete kemiğe bürünmüş hâliydi.
Bu yüzden ona yalnızca bir komutan demek eksik kalır.
O, bozkırın içinden çıkan bir Bozkurt’tu.
Türk mitolojisinde Bozkurt; yol gösterendir, karanlıkta millete yön verendir, yeniden doğuşun sembolüdür. Ergenekon’dan çıkışı gösteren kutsal rehberdir. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkan Mustafa Kemal de tam olarak böyleydi. Dağıtılmış bir milletin önüne düşmüş, ona yeniden istikamet göstermişti.
Karadeniz’in sisli kıyılarında yalnızca bir gemi görünmüyordu o gün. Aslında tarihin derinliklerinden gelen Türk iradesi yeniden görünüyordu.
İngilizlerin korkusu tam da buydu.
Çünkü onlar Anadolu’da bir isyan değil, bir millet uyanışı başladığını fark etmişti. Nitekim sonraki süreçte İngiliz belgelerinde sık sık “Mustafa Kemal hareketi” ifadesi kullanıldı. Çünkü mesele artık yerel bir direniş değildi; emperyalizme karşı milli bir bağımsızlık savaşıydı.
Ve tarihin en büyük ironilerinden biri şuydu:
Dünyanın en güçlü devletleri, yorgun bir imparatorluğun küllerinden doğan bir milleti durduramamıştı.
Çünkü tankın, topun ve işgal ordularının karşısında başka bir güç vardı:
İnanç.
Atatürk, milletine önce bunu geri verdi.
“Korkmayın” dedi.
“Bu millet esir yaşamaz” dedi.
Bugün 19 Mayıs’ı anlamak; sadece geçmişi anmak değildir. Aynı zamanda Türk milletinin karakterini anlamaktır. Çünkü 19 Mayıs’ın özü bağımsızlıktır. Boyun eğmemektir. Karanlık ne kadar büyük olursa olsun, yeniden ayağa kalkabilmektir.
Ve belki de bu yüzden 19 Mayıs hâlâ bu kadar güçlüdür.
Çünkü bazı tarihler yaşanıp bitmez.
Bazı liderler sadece kendi çağını değiştirmez.
Bazı milletler ise diz çökmez.
19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan şey tam olarak buydu:
Bir milletin yeniden kendi kaderini eline alışının destanı…











Yorumlar kapalı.