Ömer Çam
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Partiler Değil Türk Milleti Kazanmalı!

Partiler Değil Türk Milleti Kazanmalı!

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye bugün yalnızca ekonomik ya da siyasî bir yol ayrımında değildir; aynı zamanda demokrasi anlayışını yeniden sorguladığı tarihî bir eşiktedir. Yıllardır milletin önüne konulan yapay kutuplaşmalar, bitmek bilmeyen ittifak pazarlıkları ve kapalı kapılar ardında şekillenen siyasî hesaplar, Türk milletinin gerçek iradesini gölgelemeye başlamıştır. Oysa bu devletin gerçek sahibi ne siyasî elitlerdir ne de koltuk hesapları yapan yapılardır. Bu devletin gerçek sahibi Türk milletidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik yapısı Anayasa ile açıkça güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 6. maddesi egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu hükme bağlarken, 67. maddesi vatandaşların seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakkını teminat altına alır. Ancak mesele, bu hakların kâğıt üzerinde var olması değil, fiilen milletin iradesini yansıtacak şekilde işletilip işletilmediğidir.

Bugün artık Türk milleti şunu yüksek sesle söylemek zorundadır: Biz kendi adayımızı da çıkarırız, kendi vekilimizi de seçeriz, kendi geleceğimizi de belirleriz. Çünkü Cumhuriyet’in özü budur. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü yalnızca duvarlara yazılmış bir ifade değil, devletin temel taşıdır. Eğer yüz bin imza ile cumhurbaşkanı adayı gösterilebiliyorsa, bu milletin önüne sadece partilerin belirlediği isimlerin konulması bir kader değildir.

Asıl mesele şudur: Türk milleti yıllardır siyasetin dar ittifak denklemlerine sıkıştırılmıştır. İnsanlar artık fikirleriyle değil, bloklarla tercih yapmaya zorlanmaktadır. Bir partiye oy veren seçmen, istemediği başka yapılara da dolaylı olarak mecbur bırakılmaktadır. Milletin iradesi ittifak masalarında şekil değiştirmekte, halkın doğrudan tercih alanı daralmaktadır. Oysa Cumhuriyet, milletin hür iradesi üzerine kurulmuştur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu millete manda ve himayeyi reddederek bağımsızlığı öğretti. Bugün aynı ruhun siyasî sistemde yeniden hayat bulması gerekir. Türk milleti artık siyasî vesayetlerden, dayatılmış adaylardan ve “mecburiyet siyaseti”nden kurtulmalıdır. Çünkü bir millet kendi göbek bağını kesemiyorsa, gerçek anlamda demokratik bağımsızlığını da kuramaz.

Bu noktada yalnızca siyasal söylemler değil, hukukî reformlar da zorunludur. Özellikle Siyasi Partiler Kanunu (2820 sayılı Kanun), günümüz demokrasi ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Aday belirleme süreçlerinin büyük ölçüde genel merkezlerin inisiyatifine bırakılması, parti içi demokrasiyi zayıflatmakta ve temsil krizini derinleştirmektedir. Bu nedenle:

  • Aday belirlemede ön seçim zorunluluğu getirilmelidir.
  • Açık liste sistemi güçlendirilerek seçmenin adaya doğrudan etkisi artırılmalıdır.
  • Bağımsız adaylık süreçleri sadeleştirilerek güçlendirilmelidir.
  • Seçim barajı gibi temsilde adaleti zedeleyen eşikler yeniden değerlendirilmelidir.
  • Siyasî partilerde şeffaf finansman ve hesap verebilirlik zorunlu hale getirilmelidir.
  • Lider merkezli aday belirleme tekelini kıracak demokratik mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Çünkü bugün vatandaşın en temel hissi şudur: Oy veriyoruz ama gerçekten seçemiyoruz. Adaylar milletin içinden değil, dar kadroların içinden belirlenmektedir. Bu durum toplumsal güveni zedelemekte, siyasete olan inancı zayıflatmaktadır.

Oysa Türk milleti tarih boyunca kendi kaderini kendi yazmış bir millettir. Çanakkale’de emir beklemeden siper olan da bu millettir, Sakarya’da son nefesine kadar direnen de… Kurtuluş Savaşı’nı kazanan irade ne dış desteklerden ne de saraylardan çıkmıştır; doğrudan Anadolu insanının iradesinden doğmuştur.

Bugün yeniden o ruha ihtiyaç vardır. Türk milleti kendi içinden çıkan dürüst, liyakatli ve vatansever insanları yalnızca alkışlayan değil, doğrudan yönetime taşıyan bir bilinç geliştirmelidir. Cumhurbaşkanı adayını da millet belirlemeli, milletvekilini de millet seçmelidir. Çünkü demokrasi sadece sandığa gitmek değil, gerçekten tercih edebilmektir.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem tartışmaları da tam bu noktada anlam kazanır. Eğer gerçekten güçlü bir sistem kurulacaksa, bu sistemin merkezinde yine millet olmalıdır. Güçlü parlamento; güçlü temsil demektir. Güçlü temsil ise doğrudan millete bağlı, hesap verebilir ve bağımsız iradeye sahip vekillerle mümkündür.

Türkiye’nin geleceği birkaç siyasî merkezin hesaplarına bırakılamayacak kadar büyüktür. Bu millet gerektiğinde imzasıyla tarih yazmasını da bilir, sandıkta düzen değiştirmesini de… Yüz bin imza sadece teknik bir sayı değil, milletin “Ben de varım” iradesidir.

Çünkü bu Cumhuriyetin gerçek sahibi millettir. Ve Anayasa’da yazılı olan egemenlik ilkesi ancak uygulamada karşılık bulduğunda anlam kazanır. Aksi hâlde güçlü bir metin, zayıf bir demokrasi üretir.

Türkiye’nin ihtiyacı ise açıktır:

Daha güçlü bir millet iradesi, daha şeffaf bir siyasal sistem ve gerçekten milletin yön verdiği bir demokrasi.

Günü geldiğinde, bu ülkede son sözü yine Türk milleti söyleyecektir.

Partiler Değil Türk Milleti Kazanmalı!
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin