Kadir Uğur Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Prens’in Değişmeyen Yasası: Zulüm Taşerona, Lütuf Lidere, Fatura Halka

Prens’in Değişmeyen Yasası: Zulüm Taşerona, Lütuf Lidere, Fatura Halka

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Siyaset felsefesinin en çıplak, en acımasız gerçeğini Platon’un Devlet’inde Sofist filozof Thrasymakhos yüzümüze vurur: “Adalet, güçlünün işine gelendir.” Bu kadim formülü devlet yönetme sanatının el kitabına dönüştüren Niccolò Machiavelli ise Prens adlı eserinde gücün mimarisini çizer: Zulüm tek seferde ve başkası eliyle yapılmalı, lütuf ise damla damla ve bizzat lider tarafından dağıtılmalıdır.

​Tarih, bu iki şaşmaz yasanın kesişim kümesinde yazılır. Yüzyıllar önce Cesare Borgia, Romagna bölgesinde düzeni sağlamak için acımasız Ramiro d’Orco’yu tam yetkiyle sahaya sürmüştü. D’Orco halkı sindirdi, ezdi, tüm kirli ve sert işleri yaptı. Toplumsal öfke zirveye ulaştığında ise Borgia dâhice (!) bir hamle yaptı: D’Orco’yu bir sabah meydanda ikiye bölünmüş olarak halkın önüne bıraktı. Mesaj netti: “Zulmü ben yapmadım, adaleti ise size bizzat ben getiriyorum.”

​Prens, gücün bekası için zulmü başkasına yaptırmış, adaleti ise bir “lütuf” olarak kendi eliyle dağıtmıştı.

​Modern Dünyanın d’Orco’ları: FETÖ, MHP ve Akın Gürlek

​Bugünün Türkiye’sine baktığımızda, Borgia’nın o kanlı meydanından miras kalan bu güç denkleminin milimetrik bir doğrulukla işletildiğini görürüz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi mimarisi, bu “taşeron kullanma ve sorumluluk devretme” mekanizmasının modern bir laboratuvarıdır.

​Sistem, dönemsel olarak kendine “kötü polis” rolünü oynayacak, toplumsal öfkeyi emen birer paratoner bulur:

  • Dünün Taşeronu: 2007-2013 yılları arasında rejimin en sert, en hukuksuz ve en çok can yakan tasfiye operasyonları FETÖ eliyle yapıldı. Ekranlarda ve mahkemelerde hep o dönemin d’Orco’ları (Zekeriya Öz’ler) vardı. İş bittiğinde ve bu yapının hırsı Prens’in otoritesini tehdit ettiğinde, sistem tüm geçmiş günahları bu yapının üzerine yıkarak onları bir gecede tasfiye etti. Prens, halkın gözünde yine “adalet dağıtan” olarak kendini temize çekti.
  • Bugünün Paratoneri: 2016 sonrası kurulan ittifak modelinde bu “sertlik ve denetim” rolü MHP’ye devredildi. Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması çağrılarından, muhalefete yönelik en radikal tehditlere kadar tüm gri ve sert çıkışlar MHP üzerinden topluma akıtılıyor. Kamuoyunun öfkesi buraya kanalize edilirken, Erdoğan her zaman daha mutedil, “devletin babası” ve “normalleşme” adımları atabilen korunaklı alanda kalıyor.
  • Bürokrasinin Çarkı: Yargıdaki Akın Gürlek gibi sembol isimler de tam olarak bu denklemin birer dişlisidir. En tartışmalı, en çok tepki çeken kararların altında onların imzası vardır. Toplum faturayı bu aktörlere keserken; “bir gece ansızın” verilen vergi afları, ekonomik yardımlar, tahliyeler veya sistem mağdurlarına uzatılan can simitleri doğrudan “liderin lütfu” olarak paketlenir. Çünkü bu düzende adalet masumu korumaz; adalet, güçlünün iki dudağı arasından damla damla akıttığı bir lütuftur.

​Prens’in Ölümcül Hatası: Soyluları Doyurmak, Halkı Unutmak

​Ancak Erdoğan, bu Machiavellist oyunu sürdürürken bugün hayati ve ölümcül bir stratejik hata yapıyor.

​Machiavelli, Prens’e şu altın öğüdü verir: “Soylular tatmin olmaz, onları asla doyuramazsınız. Onların arzusu gayrimeşrudur çünkü ezmek isterler. Halkın arzusu ise meşrudur çünkü onlar sadece ezilmemek ister. Prens gücünü halka dayandırmalıdır, çünkü halk sizi korur; soylular ise ilk fırsatta sizi yok etmek için harekete geçer.”

​Erdoğan’ın 2002’den 2010’ların ortasına kadar süren yükseliş döneminin sırrı halkın yanında durmasıydı. Karşısındaki “eski rejimin soylularına” karşı gücünü, sadece ezilmemek ve var olmak isteyen geniş kitlelerden alıyordu. Halk onu bir kalkan gibi korudu; kapatma davalarında da, e-muhtıralarda da, tankların karşısında da o halk vardı.

​Bugün ise durum tam tersine döndü. İktidar, kendi eliyle devasa bir “modern soylular” sınıfı yarattı: İktisadi oligarklar, yargı klikleri, bürokratik çeteler ve doymak bilmeyen ittifak ortakları… Prens, bu modern soyluları tatmin etmek, onların bitmeyen ihalelerini, kadro taleplerini ve güç arzularını doyurmak için hamleler yaptıkça, kendisini var eden asıl kitleyi, yani halkı ezmeye başladı. Ekonomik kriz, liyakatsizlik ve adaletsizlik halkın üzerine bir balyoz gibi indi. Halk artık “ezilmemek” talebini Prens’in varlığında değil, tam karşısında konumlandırıyor.

​Son Söz: Güç Doğası Gereği Nankördür

​Bürokratik elitlerle, sermaye klikleriyle ve siyasi ortaklarla yapılan ittifakların iktidarı güvende tutacağını sanmak en büyük yanılgıdır. Tarih bize gösteriyor ki; halkı arkasından kaçıran bir lider, sarayın içindeki soyluların insafına kalmış demektir. Soylular, Prens’i bir güç odağı olarak değil, sadece kendi çıkarlarının paravanı olarak görürler. Prens halkı ezip güçten düştüğü, pastanın küçüldüğü ilk an, o soylular yeni bir “Prens” bulmakta veya mevcut olanı feda etmekte asla tereddüt etmeyeceklerdir.

​Dün Romagna meydanında ikiye bölünen Ramiro d’Orco’ydu. Bugünün d’Orco’ları da modern bürokrasinin ve siyasetin çarkları arasında her an harcanabilir birer aktör olarak sırasını bekliyor. Ancak bu kez tehlikede olan sadece taşeronlar değil; halkın koruyucu kalkanını kaybeden Prens’in tahtıdır.

​Çünkü gücenilmez kural değişmez: Halk sizi korur, soylular ise sadece kendilerini.

Prens’in Değişmeyen Yasası: Zulüm Taşerona, Lütuf Lidere, Fatura Halka
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin