Bazı kavramlar vardır…
Öyle karmaşık değildir aslında.
Ama anlatılmak istenmez.
Çünkü karmaşa, bazı çevrelerin ekmeğidir.
Sis dağılırsa hakikat görünür.
Hakikat görünürse maskeler düşer.
Bugün Türkiye’nin önüne yeniden konulan tartışmalardan biri de budur.
Etnik kimlik ile devlet kimliğini birbirine karıştırmak…
Oysa biri insanın köküdür, diğeri devletin çatısı.
Biri dedesinden kalan hatıradır.
Diğeri Cumhuriyet’in verdiği vatandaşlıktır.
Birinin içinde ninniler vardır.
Diğerinin içinde hukuk.
Birinde aile vardır.
Diğerinde millet.
İşte bazıları özellikle bu ayrımı yok etmeye çalışıyor.
Çünkü ayrım ortadan kalkarsa, ortak payda da ortadan kalkacaktır.
Bu ülkenin her köşesinde farklı hikâyeler vardır.
Karadeniz’in horonu da bizimdir.
Ege’nin zeybeği de.
Doğu’nun dengbejleri de.
Trakya’nın oyun havaları da.
Hiçbiri diğerinden üstün değildir.
Hiçbiri diğerinden eksik değildir.
Cumhuriyet bunların tamamını aynı bayrağın altında buluşturmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün millet anlayışı da tam olarak buydu.
Irka değil vatandaşa dayanan…
Kana değil kader birliğine dayanan…
Aynı toprağı vatan bilen insanların oluşturduğu büyük millet.
Türk Milleti.
Bugün dünyanın gelişmiş devletlerine bakın.
Fransa’ya bakın.
Orada vatandaşlık esastır.
Kökeniniz ne olursa olsun hukuk karşısında Fransızsınızdır.
Devlet etnik kimliklere göre şekillenmez.
Mahkemeler etnik köken sormaz.
Vergi daireleri etnik köken sormaz.
Askerlik etnik köken sormaz.
Çünkü modern devletler vatandaş üretir.
Kabile değil.
Aşiret değil.
Etnik pazarlık değil.
Vatandaşlık…
İşte medeniyetin temel taşı budur.
Bizde ise yıllardır başka bir oyun oynanıyor.
Feodal düzenin efendileri…
Toprağın gerçek sahipleri gibi davrananlar…
Köylünün emeği üzerinden servet kuranlar…
Bir gün geliyor ve “kimliğim yok sayılıyor” diyerek mağduriyet kürsüsüne çıkıyor.
İnsanın sorması geliyor:
Yıllarca o bölgede kim hüküm sürdü?
Devlet mi?
Yoksa ağalar mı?
Kim köylünün sırtından geçindi?
Kim insanları soyadıyla değil, aşiretiyle tanımladı?
Bugün demokrasi ve eşitlik adına konuşanların geçmişine bakınca bazen insanın karşısına feodalizmin en koyu yüzü çıkıyor.
Ve sonra bu düzenin sahipleri, Cumhuriyet’i suçluyor.
Evet…
Türkiye’nin geçmişinde hatalar olmuştur.
Eksikler olmuştur.
Yanlış uygulamalar olmuştur.
Bunları inkâr etmek tarihe de hakikate de haksızlıktır.
Ancak geçmişin hataları, geleceğin bölünme gerekçesi olamaz.
Çünkü sorunların çözüm adresi ayrılık değil demokrasidir.
Çözüm adresi etnik duvarlar değil ortak vatandaşlıktır.
Çözüm adresi parçalanmak değil Cumhuriyet’tir.
Kimse kimliğinden utanmasın.
Kimse kültürünü saklamasın.
Türküsünü söylesin.
Dilini yaşatsın.
Geleneklerini korusun.
Bunlar bu milletin zenginliğidir.
Ama iş dönüp dolaşıp etnik ayrıcalık istemeye geldiğinde…
İşte orada dururuz.
Çünkü eşit vatandaşlıkla ayrıcalık aynı şey değildir.
Birinin adı adalettir.
Diğerinin adı imtiyaz.
Ve tarih boyunca imtiyaz taleplerinin sonu hiçbir millete huzur getirmemiştir.
Anayasamızın 66’ncı maddesi boşuna yazılmadı.
Orada tarif edilen Türk kimliği bir etnik köken değil, bir vatandaşlık bağıdır.
Cumhuriyet’in ortak adıdır.
Çatısıdır.
Güvencesidir.
Bu yüzden Türk olmak; bir soydan gelmekten önce aynı vatana bağlı olmaktır.
Aynı bayrağa bakınca aynı heyecanı duymaktır.
Aynı şehit mezarında aynı hüznü yaşamaktır.
Aynı İstiklal Marşı’nda ayağa kalkmaktır.
Türkiye cetvelle çizilmiş etnik haritalardan büyük bir ülkedir.
Bu vatanın harcı Sarıkamış’ta donan Mehmet’tir.
Çanakkale’de düşen Hasan’dır.
Sakarya’da şehit olan Ali’dir.
Dumlupınar’da süngü takan Hüseyin’dir.
Onlar birbirlerine etnik köken sormadılar.
Aynı bayrağın altında can verdiler.
Bugün bize düşen görev de o emaneti korumaktır.
Çünkü Türkiye tektir.
Bayrağı tektir.
Milleti tektir.
Ve bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin ortak adı, Cumhuriyet’in verdiği o şerefli vatandaşlık kimliğidir:
Türk Milleti.
Ne mutlu Türk’üm diyene…












Yorumlar kapalı.