Ömer Çam
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ANAYASANIN İLK DÖRT MADDESİ DEĞİL, TÜRK MİLLETİNİN SON KALESİ!!!

ANAYASANIN İLK DÖRT MADDESİ DEĞİL, TÜRK MİLLETİNİN SON KALESİ!!!

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası zaman zaman siyasi tartışmaların merkezine oturtuluyor. Özellikle ilk dört madde, 42. madde ve 66. madde üzerinden yürütülen tartışmalar, yalnızca teknik bir hukuk meselesi gibi sunulmaya çalışılıyor. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür. Çünkü bu maddeler herhangi bir dönemin siyasi tercihi değil, Türk milletinin Kurtuluş Savaşı sonunda kurduğu devletin kuruluş iradesinin anayasal ifadesidir.

Bu nedenle konuya yalnızca hukuk penceresinden bakmak eksik kalır.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri bir meclis çoğunluğunun değil, bir milletin kanıyla yazdığı tarihinin ürünüdür.

Bugün bazı çevreler “Anayasada her şey değişebilir” diyerek Cumhuriyetin temel esaslarını tartışmaya açmaya çalışıyor. Ancak unutulmaması gereken gerçek şudur:

Anayasa’nın ilk dört maddesi sıradan hükümler değildir.

Onlar, Türk milletinin bağımsızlık savaşından doğan devlet aklının hukukla güvence altına alınmış halidir.

Bunu anlayabilmek için tarihe dönmek gerekir.

1918 sonrası Anadolu işgal altına alınmış, Türk milletine Sevr ile bir parçalanma düzeni dayatılmıştı. Ama millet bu kaderi kabul etmedi.

1919’da başlayan Milli Mücadele, yalnızca bir toprak savunması değil, tam anlamıyla bir egemenlik savaşıydı.

Misak-ı Millî bu iradenin siyasi manifestosuydu.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ise egemenliğin saraydan millete geçtiği tarihsel kırılmaydı.

1921 Anayasası’nın özü şuydu:

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

Bu cümle, bugünkü anayasal düzenin de çekirdeğidir.

Ardından Lozan ile birlikte bağımsızlık uluslararası düzeyde tescillendi.

Lozan, Türk milletinin “varım ve buradayım” dediği diplomatik mühürdür.

Cumhuriyet işte bu zeminin üzerine kurulmuştur.

Bu nedenle Anayasa’nın 1. maddesi yalnızca bir yönetim biçimi tanımı değildir.

Cumhuriyet, saltanatın değil millet iradesinin adıdır.

  1. madde ise devletin karakterini belirler: demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti; Atatürk milliyetçiliğine bağlı devlet.

Bunların her biri Kurtuluş Savaşı’nın siyasal sonucudur.

  1. madde ise devletin kimliğini ilan eder:

Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı ay yıldızlı al bayraktır. İstiklal Marşı milli marştır. Başkenti Ankara’dır.

Bu bir tanım değil, bir varlık beyanıdır.

Bu nedenle 4. madde gelir ve der ki:

Bu hükümler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

Çünkü kurucu irade şunu biliyordu: Devletler yalnız savaşla değil, zamanla da çözülür.

Bu yüzden Cumhuriyetin temel direkleri anayasal kilitle korunmuştur.

Burada açık bir gerçek vardır:

Bugünkü hükümetler, milletvekilleri veya siyasi çoğunluklar bu maddeleri değiştiremez.

Çünkü mesele çoğunluk meselesi değil, kurucu irade meselesidir.

  1. madde de bu yapının tamamlayıcı unsurudur.

Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.

Bu tanım etnik değil, hukuki bir ulus tanımıdır.

Ortak vatandaşlık bilincinin anayasal ifadesidir.

  1. madde ise eğitim birliğini koruyarak ortak dil ve ortak bilinç yapısını güvence altına alır.

Çünkü devletler en çok eğitim üzerinden dönüşür ya da korunur.

Bu nedenle eğitim, Cumhuriyetin en stratejik alanıdır.

Tarih bize şunu açıkça göstermiştir:

Ortak dilini, ortak eğitimini ve ortak vatandaşlık bilincini kaybeden toplumlar, zamanla ortak devlet fikrini de kaybeder.

Bu yüzden bu maddeler sadece hukuk değil, aynı zamanda bir millet inşa sistemidir.

Bugün bu maddeleri tartışmak, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini tartışmaktır.

Çünkü bu devlet masa başında değil, savaş meydanlarında kurulmuştur.

Bugün ilk dört maddeyi tartışmaya açanlar şunu bilmelidir:

Türk milleti bu devleti bir anayasa masasında değil, Çanakkale’de kurmuştur.

Sakarya’da, Dumlupınar’da, İnönü’de kanla mühürlenmiş bir devleti konuşuyoruz.

Bu devletin temeli seçimle değil, istiklal savaşıyla atılmıştır.

Mesele bir hukuk maddesi değildir.

Mesele Sevr ile Lozan arasındaki tercihtir.

Sevr, Türk milletine biçilen parçalanma ve esaret düzenidir.

Lozan ise bağımsızlığın, egemenliğin ve devlet olma iradesinin tescilidir.

Bugün Cumhuriyetin kurucu ilkelerini tartışmaya açanlar önce şunu cevaplamalıdır:

Türk milletinin istiklal iradesinden daha üstün hangi irade vardır?

Bu devlet Türk milletinin devletidir.

Ne bir sınıfın, ne bir zümrenin, ne de geçici siyasi çoğunlukların devletidir.

Atatürk’ün ifadesiyle bu devlet, Türkiye halkının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’dir ve bu halkın adı Türk milletidir.

Bu nedenle Türk milleti kavramını tartışmaya açmak, Cumhuriyetin omurgasını tartışmaya açmaktır.

Ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de işaret ettiği tehlikeler tam da budur:

Devlet bazen dışarıdan değil, içeriden aşındırılmak istenir.

Ama unutulmamalıdır:

Bu millet, devleti masa başında değil, meydanda kurdu.

Ve gerekirse yine aynı iradeyi gösterecek hafızaya sahiptir.

Cumhuriyetin ilk dört maddesi bir hukuk metni değil, bir milletin istiklal yemini, bir devletin varlık sigortasıdır.

O sigorta, ne çoğunluklarla bozulur, ne de dönemsel siyasetlerle aşındırılabilir.

Çünkü bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Bu Yüce Devletin sahibi Türk milletidir.

ANAYASANIN İLK DÖRT MADDESİ DEĞİL, TÜRK MİLLETİNİN SON KALESİ!!!
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin