Manas Han, Tanrı Dağları’nın eteklerinde atını batıya doğru sürerken, heybesinde sadece bir ok, bir yay taşımıyordu.
Bir milletin hafızasını, namusunu, geleceğini taşıyordu.
Yüzyıllar boyunca kulaktan kulağa fısıldanan, çadırların ateş başında nesilden nesle aktarılan o devasa destan, aslında bir masal değildi.
Bir uyarıydı.
Bir çığlıktı.
Millet olma rehberiydi.
Ne diyordu bilge Manas?
“Bölünürsen kurt kapar!”
Bakın etrafınıza…
Bugün, o köklü çınarın gölgesinde büyüyen topraklara bakın.
Kutuplaşmanın, ötekileştirmenin, “benden olmayan yaşamasın” zihniyetinin bizi getirdiği yere bakın.
Sosyal medyada birbirine diş bileyenler mi istersiniz, sokakta selamı sabahı kesenler mi?
Biz içeride birbirimizin paçasından çekerken, sınır boylarında hangi kurtların ağzının suyunun aktığını görmüyor muyuz?
Görmüyoruz. Çünkü gözümüzü hırs bürümüş, kulağımızı dedikodu tıkamış.
Oysa destan apaçık yazıyordu:
Birlik olamazsan, tek bir gövdede birleşemezsen, tarihin sahnesinden silinip gidersin.
Bu kadar basit.
Net.
Gelelim liyakate…
Manas Destanı’nı sadece kahramanlık sananlar, onun arkasındaki o muazzam akıl odasını görmezden gelir.
Manas’ın yanında bir **Bakay** vardı. Bilgeliğin, tecrübenin, devlet aklının sembolüydü. Yanlışa “yanlış” diyebilen, hanın karşısında eğilip bükülmeyen bir abideydi.
Eşi **Kanykey** vardı. Sadece bir eş değil; strateji dehası, zor zamanda ordunun başına geçecek kadar dirayetli bir Türk kadınıydı.
Manas, kararları bu liyakat abideleriyle birlikte alırdı. “Ben bilirim” demezdi. “Aklın yolu birdir” derdi.
Peki ya bugün?
Kurumlara bakın. Makamlara, koltuklara bakın.
İşi uzmanına teslim etmek yerine, sadakati liyakatin önüne koyanların yarattığı o enkazı izliyoruz. Genç beyinlerimiz, bu ülkenin en parlak zekaları “bize burada yer yok” diyerek bavullarını topluyor, el kapılarına gidiyor.
Bakay’ları küstürürseniz, Kanykey’leri susturursanız, etrafınızı sadece “haklısınız efendim” diyen dalkavuklar sarar.
Ve o dalkavukların rehberliğinde varacağınız tek yer, uçurumun kenarıdır.
Ve kadınlar…
Bugün bu ülkede kadınlar sokakta yürürken arkasına bakıyorsa…
Şiddet, cezasızlık girdabında bir norm haline geliyorsa…
Biz bin yıl geri gitmişiz demektir!
Çünkü Manas yaralandığında, o devleti ayakta tutan, boyları bir arada tutan bir kadının, Kanykey’in iradesiydi. Türk kültürü, kadını baş tacı eden, yönetimde söz sahibi kılan bir kökten gelir.
Kadını eve hapseden, sesini kısan, onu sosyal hayatın dışına itmeye çalışan her zihniyet, bu topraklara ve Türk’ün öz kültürüne ihanet içindedir. Kadının güçlü olmadığı hiçbir toplum, çağdaş medeniyet yarışında nefes bile alamaz.
Sözün özü…
Kökü derinde olmayan ağaç, ilk sert rüzgarda devrilir.
Bizim kökümüz Tanrı Dağları’ndan fışkırıp Anadolu’da devleşen o ulu çınardır.
Ama yapraklarımız dökülüyor, dallarımız kırılıyor.
Diline sahip çıkmayan, kültürünü popüler tüketim çılgınlığına kurban eden, adalet duygusunu yitiren bir toplum, hafızasını kaybetmiş bir hastaya benzer.
Manas’ın bin yıl öncesinden bugünün Türkiye’sine haykırdığı öğüt aslında tek bir cümledir:
Kendine dön!
Bilime, akla, adalete, liyakate ve en önemlisi birbirine sımsıkı sarılmaya dön.
Dön ki, o kurtlar bir daha bu topraklara göz dikmeye cesaret edemesin.












Yorumlar kapalı.