Bir çocuk düşünün.
Sabah okula gidiyor.
Akşam eve geliyor.
Ve gece… mafya izliyor.
Sonra biz soruyoruz:
“Bu çocuk neden şiddete meyilli?”
Cevap basit.
Ama duymak istemiyoruz.
Bugün Türkiye’de çocuklar sadece ders görmüyor.
Aynı zamanda bir “güç eğitimi” alıyor.
Nereden mi?
Ekrandan.
Orada hukuk yok.
Orada adalet yok.
Orada güçlü olan kazanır.
Silah konuşur.
Tehdit işe yarar.
Korkutan saygı görür.
Kahramanmaraş’ta bir okulda canlar gidiyor…
Biz hâlâ “kınıyoruz” diyoruz.
İstanbul’da öğretmen öldürülüyor…
Biz hâlâ “üzgünüz” diyoruz.
Ne kadar tanıdık cümleler değil mi?
Kınıyoruz.
Üzgünüz.
Başımız sağ olsun.
Sonra?
Hiçbir şey.
Bir ülkede en tehlikeli şey nedir biliyor musunuz?
Şiddetin sıradanlaşması.
Çünkü bir gün gelir…
kimse şaşırmaz.
İşte o gün, asıl felaket başlamıştır.
Bugün çocuk, öğretmene el kaldırıyorsa…
yarın devlete de kaldırır.
Bugün okulda korku varsa…
yarın sokakta olur.
Bu yüzden mesele küçük değil.
Bu mesele,
doğrudan doğruya Türkiye’nin beka meselesidir.
Beka dediğimiz şey sadece sınır değildir.
Beka;
bir çocuğun okula korkmadan gidebilmesidir.
Beka;
bir öğretmenin sınıfa girerken tedirgin olmamasıdır.
Beka;
bir toplumun şiddeti alkışlamamasıdır.
Ama biz ne yaptık?
Mafyayı kahraman yaptık.
Şiddeti reyting yaptık.
Disiplini “baskı” diye küçümsedik.
Sonra da şaşırdık.
Kimse kusura bakmasın.
Bu sadece çocukların suçu değil.
Bu, izlediğimizin… sustuğumuzun… görmezden geldiğimizin sonucu.
Ve artık şu cümleyi kurmanın zamanı:
Bu bir asayiş sorunu değil.
Bu bir eğitim sorunu da değil.
Bu…
bir zihniyet sorunu.
Ve evet—
bir beka meselesi.
Çünkü bir ülke,
çocuklarını kaybettiği gün…
Her şeyini kaybetmeye başlar. 🇹🇷











Yorumlar kapalı.