14–20 Nisan…
Yine aynı cümleler kurulacak.
Yine aynı fotoğraflar paylaşılacak.
Yine “unutmadık” denilecek… Ve en çok da bu yalan söylenecek.
Çünkü biz unuttuk.
Hem de çoktan.
Artık şehit haberleri, bir zamanlar olduğu gibi yüreği parçalamıyor.
Bir başlık kadar yer kaplıyor hayatımızda.
Bir kaydırma hareketi kadar sürüyor acımız.
Sonra?
Kahve içilmeye devam.Sohbet kaldığı yerden.
Hayat tıkırında.
Ama bir yerde…bir annenin hayatı duruyor.
İşte biz o annenin acısıyla, kendi konforumuz arasında kurduğumuz mesafe kadar uzaklaştık şehitlerden.
Çanakkale Savaşı’nda insanlar ölmedi sadece…insanlık sınandı.
Aç, susuz, yorgun ama onurlu bir millet, dünyaya “vatan nedir”i öğretti.
Kurtuluş Savaşı’nda yokluk vardı ama bir şey eksik değildi: vicdan.
Bugün her şey var… ama o yok.
En acısı da bu.
Şehitleri anıyoruz diyoruz… Ama onların uğruna öldüğü değerleri her gün biraz daha tüketiyoruz.
Adalet mi? Eğiliyor.
Liyakat mi? Çiğneniyor.
İnsanlık mı? Pazarlık konusu. Sonra da çıkıp “şehitlerimizi unutmadık” diyoruz.
Kimi kandırıyoruz?
Şehidi unutmak, onun adını anmamak değildir.
Şehidi unutmak; onun uğruna can verdiği ülkeyi tanınmaz hale getirmektir.
Mustafa Kemal Atatürk bir millet kurdu.
Ama o milletin temeline sadece toprak koymadı…karakter koydu.
Şimdi o karakter aşınıyor.
Yavaş yavaş…
sessiz sessiz…ama göz göre göre.
Ve biz hâlâ törenlerle vicdanımızı aklamaya çalışıyoruz.
Oysa gerçek şu: Şehitler, bu kadar kolay unutulan bir millet için ölmedi.
Onlar; daha adil, daha onurlu, daha dik duran bir ülke için öldü.
Şimdi kendine sor: Sen o ülkenin neresindesin?
Haksızlığa sustuğun her an, bir şehidi biraz daha unutuyorsun.
Emeği çiğnendiğinde ses çıkarmadığın her an, bir şehidin hatırasını biraz daha eksiltiyorsun.
Ve en acısı…
Bunu bile fark etmiyorsun.
Şehitler Haftası…Artık bir anma değil, bir yüzleşme haftası olmalı.
Çünkü bu milletin şehide değil, kendi vicdanına ihtiyacı var.
Ve unutma…
Şehitler ölmedi.
Ama biz, onların hayal ettiği gibi yaşamayı çoktan bıraktık.












Yorumlar kapalı.